ERKEK ÜREME SİSTEMİ VE TARIK SURESİ
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla
1-Semâya ve Târık'a andolsun,
2-Târık nedir bilir misin?
3-(Karanlığı) Delen yıldızdır.
4-Üzerinde hâfız (koruyucu-kaydedici) bulunmayan hiç bir nefis yoktur.
5-Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın!
6-Atılan bir sudan yaratıldı.
7-(O su) Omurga ile kaburga kemikleri arasından çıkar.
8-Şübhesiz ki O (Allah), onu geri döndürmeğe (öldürdükten sonra tekrar diriltmeğe) gücü yetendir.
Bu yazıda, erkek üreme sistemi, sperm oluşumu ve yumurtanın döllenmesi ile Târık suresinin ilk 8 ayeti arasındaki benzerliklere değinilerek bilim ve vahiy arasındaki paralelliklerin bir örneği sunulmuştur. Ayetlerde geçen kelimelerin etimolojisi ve yakın zamanlarda elde edilen bilimsel veriler birlikte değerlendirilmiş, ayetlerin mana katmanlarından birisine göre semâ ve târığın yumurta ve sperme işaret ettiği tezi savunulmuştur. Ayrıca 7. ayetin bilimsel verilerle çeliştiği iddiasına karşı, bazı yeni gelişmelerin ayetlerin işari manalarıyla uyumlu olduğu gösterilmeye çalışılmıştır.
1- YUMURTA ve SPERM
Bilindiği üzere insan neslinde üreme, erkeğin sperminin kadının yumurtasını döllemesiyle gerçekleşir. Her iki hücrede erkekten ve kadından gelen genetik bilgileri taşıyan 23’er adet kromozom bulunmaktadır. Döllenme sonucunda bu bilgiler birleşerek 46 kromozomlu ilk hücreyi, yani zigotu oluşturur. Genotipi belirleyen kromozomlar erkekten ve kadından eşit sayıda gelse de zigotu oluşturan materyal yoğunluğu adına yumurta spermden daha büyük öneme sahiptir. Döllenme sonrasında zigot için gerekli olan sitoplazma, mitokondri ve diğer bazı organeller yumurta hücresi tarafından sağlanır. Bunun nedeni üreme sürecinde yumurtanın nisbeten durağan ve korunaklı bir tavır sergilemesine karşılık spermin oldukça zorlu bir yolculuk gerçekleştirmesidir. Hafif ve hızlı bir yapıya sahip olan sperm hücresi sadece yolculuk sırasında kendisine yetecek kadar sitoplazma ve organel barındırır.(1)
Târık suresi 1. ayette semâya ve târıka yemin edilerek başlamaktadır.Târık kelimesinin lugat manalarından biri “dölleyen” demektir.1 Râgıb el-İsfehânî'nin (ö:1108) el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân isimli eserinde belirttiğine göre tark fiili diğer manaların yanında döllemek manasına da gelir. Darb/Vurmak anlamı nokta-i nazarından şöyle denir: طَرَقَ الْفَحْلُ النَّاقَةَ : Damızlık, dişi deveyi dölledi/onunla çiftleşti; أَطْرَقْتُهَا Ben onu çektirdim/üzerine damızlık saldım; اِسْتَطْرَقْتُ فُلاَنًا فَحْلاً : Falan kişiden develerimi çektirmek/döllendirmek için bir damızlık istedim. Târığın sperme işaret etmesi durumunda semânın da yumurta olması beklenir. Zaten semâ, “sümüv” kökünden türemiştir 2Râgıb el-İsfehânî'ye göre her şeyin semâsı, onun yukarı tarafıdır. Şair bir atın niteliği konusunda şöyle der: وَأَحْمَرَ كَالدِّيبَاجِ أَمَّا سَمَاؤُهُ *** فَرَيًّا وَأَمَّا أَرْضُهُ فَمَحُولُ /İpek gibi kırmızıdır; üst tarafı parlak, alt tarafı ise, tozludur. Bazıları şöyle demiştir: Her semâ altındakilere göre semâ, üstekilerine göre de arzdır. Bitkilere de سَمَاء denmesi, ya semâ denilen yağmurdan oluştuğundan veya yer yüzeyinden daha yüksek bir seviyede olduğundan dolayıdır. ve yüksekte olan her şey için kullanılabilir. Gökyüzüne de bu yüzden semâ denilmektedir. Kadının anatomisi düşünüldüğünde, “Rahime atılan spermin semâsı rahimin yukarısında bulunan yumurtadır,” denilebilir. Ayrıca Arapça’da kelimeler müzekker/eril ve müennes/dişil olmak üzere ikiye ayrılır. Târık müzekker, semâ ise müennes bir kelimedir. Ayette hem semâ hem târık üzerine ayrı ayrı yemin edilmektedir. Her bir insanın ilk hücresi olan zigot, sperm ve yumurtanın bir araya gelmesinden oluştuğuna göre ikisinin de üzerilerine yemin edilecek kadar önemli olduğu zaten açıktır. Fakat ayette önce semânın anılması, zigotun oluşumunda yumurtanın spermden daha önemli olduğunun bir işaretidir. 2. ayette, “Târık nedir bilir misin?” denilerek semânın değil târığın ne olduğuna dikkat çekilmesi ise yumurtanın durağanlığı karşısında ileriki ayetlerde değinilecek olan spermin yolculuğunun oldukça dikkat çekici olmasındandır.
2- GECE GELEN YOLCU
Spermatogenez ve oogenez olarak adlandırılan süreçler sonucu yumurta ve
spermin belli kriterleri sağlayacak olgunluğa ulaşması, döllenmenin
gerçekleşmesi adına çok önemlidir. Bununla birlikte başarılı bir döllenme
başka birçok etkene de bağlıdır. Bütün şartların sağlanması durumunda bile
erkeğe ait yüz milyonlarca spermin dişiye aktarılmasıyla başlanan süreçte
çoğu zaman hiçbir sperm yumurtayı döllemeyi başaramaz. Zira spermin
kendisini bekleyen yumurtaya ulaşabilmesi için dişinin üreme organı içinde
birçok karanlık kanaldan geçerek zorlu bir süreci tamamlaması gerekmektedir.
Bir sperm hücresinin vajinaya atılmasının ardından 15-18 cm civarında bir
yolu aşarak yumurtaya ulaşması 45 dakika ile 12 saat arasında bir zaman
alır. Spermin rahimde hayatta kalabilme süresi ise 5 günü bulabilmektedir.
Cinsel ilişki sonrasında yüzmilyonlarca sperm vajinaya atılır. Bunlardan
çoğu yer çekiminin etkisiyle dışarıya akar ya da vajinanın asidik ortamında
ölür. Oldukça dar, kıvrımlı bir yapıya ve yapışkan bir mukozaya sahip olan
servikse giriş yapabilen 2 milyon kadar spermin yarısından azı buradan
uterusa geçmeyi başarır. Uterusta ise spermleri yabancı istilacılar olarak
algılayan akyuvarlar beklemektedir. Immun sistemin saldırısından
kurtulabilen 10000 kadar sperm fallop tüplerine yönelir. Buraya çıkabilen
spermlerin de yarısı yolda kalacaktır. Zira rahimin üst kısmının her iki
tarafında bulunan fallop tüplerinden yalnızca birinde yumurta bulunmaktadır.
Doğru tüpe yönelen spermlerin çoğu tüpün girişindeki mukos tabakasına veya
tüpün iç yüzeyindeki cilia uzantılarına takılır. Bu zorlu yolculuktan geriye
yumurtaya ulaşmayı başarabilen ancak birkaç yüz sperm kalmıştır.(2)(3)
Târık, “yolda yürüyen” anlamındadır 3
Râgıb el-İsfehânî'ye göre târık/طَارِق : Yolda yürüyen anlamındadır,
fakat örfte “gece gelen” anlamına tahsis edilmiştir. طَرَقَ أَهْلَهُ
طُرُوقًا /Geceleyin aniden ailesine geldi, denir. Sadece gece göründüğü
için yıldıza طَارِق denir. Fahreddin er-Râzi’ye (ö:1210) göre Târık
ister yıldız ister başka bir şey olsun, geceleyin gelip seni bulan her
şeye denir.
, fakat örfte “gece gelen” anlamına tahsis edilmiştir. Kadın üreme organını
oluşturan vajina, serviks, uterus ve fallop tüplerininden oluşan yaklaşık 15
cm uzunluğundaki karanlık bir yolu saatler içerisinde geçen spermin
yolculuğu, sureye ismini veren târık kelimesinin lugattaki bu anlamıyla
uyumludur.
3- KAPIYI ÇALAN MÜJDECİ
Başlarını vurarak yumurtaya girmeye çalışan spermler
|
| Yumurta ve Sperm hücrelerinin yapısı |
4- DELİCİ YILDIZ
2. ayette, “Târık nedir bilir misin?” diye sorulmasının ardından 3. ayette de târık için “Ennecm üs-sakib - delen yıldız”5 Râgıb el-İsfehânî'ye göre, “necm” kelimesi doğan yıldız manasında olduğu gibi buna benzetilerek bitkilerin, fikirlerin ve hayvanlarda boynuzun ortaya çıkışı da aynı kelime ile ifade edilir. Rahman suresi 6. ayette geçen, “Bitkiler ve ağaçlar secde etmektedirler” ifadesinde necm gövdesi olmayan ve yerde yayılan bitkiler manasında kullanılmıştır. denilmektedir. Yıldızlar ışıklarıyla karanlığı deldiği için “parlayan yıldız” olarak da meal verilmiştir. Târık kelimesi de zaten en yaygın manasıyla “yıldız” demektir. Bütün yıldızlar veya pulsarlar kastedilmiş olabileceği gibi Süreyya Yıldızı, Zuhal Yıldızı veya Sabah Yıldızı gibi bilinen bir yıldızın adı da olabilir. Kayan yıldızlar, yani meteorlar olduğu da söylenmiştir. Zaten surenin iniş sebebi olarak Peygamberimizin (s.a.v.)’in amcası ile birlikteyken bir yıldız kaymasına şahit olmaları rivayet edilmiştir. Bu ayet de adeta geceleyin atmosfere giren bir meteor gibi "zona pellucida" olarak adlandırılan yumurta zarını delip rahimin karanlığında bir ışık patlamasına neden olan spermi anlatmaktadır. “Ennecm üs-sakib” aynı zamanda, "diğer yıldızların üzerine çıkan, hepsinin üstüne yükselen yıldız" manasınadır. 6 FERRÂ, Yahyâ b. Ziyâd (ö:823) şöyle der: Bu ifade, "diğer yıldızların üzerine çıkan, hepsinin üstüne yükselen yıldız" manasınadır. Çünkü Araplar, gökyüzünün çok yücelerine çıkan bir kuşa, "Göğü delip gidiyor" manasında, “Kad sekabet-tairu” derler. Bu da yüzmilyonlarca spermin içinden sadece bir tanesinin diğer spermleri geçerek yumurtayı döllemeyi başarmasıyla uyumludur.
5- HAFIZ
Milyarlarca çinko atomunun yumurta etrafında parlamasına eşlik eden yumurta aktivasyonu, zigotun oluşması için hayati önem taşıyan bir süreçtir. Spermin başında taşıdığı erkeğe ait çok değerli genetik materyalleri yumurta zarından içeri sokması yumurtayı adeta alarm durumuna geçirir. Zira döllenmede esas unsur spermin getirdiği genetik bilgilerin yumurtadakilerle karşılıklı olarak yapılandırılması ve bir insanı oluşturacak ilk hücrenin böylece şekillenmesidir. Bu amaçla ilk olarak yumurta zarı “zona reaksiyonu” denilen bir dönüşüm geçirir. Böylece “polispermi”, yani ikinci bir spermin yumurta zarından içeriye girerek genetik dengeyi bozması imkansız hale gelir. Daha sonra yumurta 2. mayoz bölünmesini tamamlayarak 23 kromozomlu dişi pronükleusu oluşturur. Bu arada spermin başında taşıdığı sıkıca paketlenmiş genetik materyaller yumurta hücresinin sitoplazması içinde yayılarak yeniden yapılanır. Böylece 23 kromozomlu erkek pronükleus da oluşur. Her iki pronükleus birleşerek, insanın cinsiyetinden saç rengine, göz renginden boy uzunluğuna kadar bütün özelliklerini belirleyen 46 kromozomlu hücre çekirdeğini meydana getirir.(2)
4. ayet olan, “Üzerinde hâfız (koruyucu-kaydedici) bulunmayan hiç bir nefis yoktur,” ifadesinde geçen “hâfız” kelimesi Türkçe’de de Kuran-ı Kerim’i ezbere bilenler için kullanılan bir kelimedir. Bir hafız Kuran’ın bütününü kafasında muhafaza ettiği gibi sperm de bir nefs (can) olarak üzerinde (baş kısmında) babadan gelen bütün genetik bilgiyi yumurtaya aktarmak için muhafaza etmektedir.
Buraya kadar anlatılanları kısaca özetlemek gerekirse, öncelikle târık kelimesinin manalarının neredeyse tamamının sperm ile örtüştüğü görülmektedir. Hatta bu kelimenin, Kuran’ın nüzulünden önceki tarihsel süreç içerisinde evrilerek kapsamının genişletildiği ve sperme ait bütün manaları taşıyacak biçimde hususi olarak yaratıldığı da söylenebilir. Târık, kelimenin lugat manalarından birinde olduğu gibi dölleyen, vajinadan yumurtanın bulunduğu fallop tüpüne kadar farklı katmanlardan geçerek yol tepen, yumurtaya ulaşınca hiperaktif duruma geçerek yumurta zarını çevreleyen kümülüs hücrelerinden oluşan “corona radiata” isimli tabakaya tokmakla vurur gibi vuran, rahimin karanlığında yumurtaya gelmesi ve onu aktivasyona sokmasıyla geceleyin gelip kapı çalan veya yürek hoplatan ziyaretçidir. Yine “ennecm üs-sakib” olan târık, “zona pellucida”yı delen ve çinko iyonlarının yumurta etrafında aniden ışık saçmasına neden olan delici ve parlayan yıldız, yüz milyonlarca sperm arasından yükselerek hepsinin üstüne çıkması ve tek başına yumurtayı döllemesiyle hepsinin üstüne yükselen yıldızdır.
5. ayette, “Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın!” denilerek, buraya kadar olan ayetlerle konu bütünlüğü içerisinde târığın ne olduğunu idrak eden insana bundan sonra gelecek ayetler ışığında kendi yaratılışına bakmasını emredilmektedir. Neye bakacağı da peşinden gelen ayette söylenmektedir.
6. ayette, “Atılan bir sudan yaratıldı,” denilmektedir. Meninin (ersuyunun) mahiyetine dair ayette kullanılan, “mai dafik” sıfat fiili çok dikkat çekicidir. Bu kelimeler Arapça’dan literal manasıyla tam olarak tercüme edilirse “atan bir su” ifadesini kullanmak gerekir. Ancak ayet neredeyse bütün meallerde, “atılan bir su” diye tercüme edilmiştir. Zira meal yazarları ifadedeki alışılmamışlığı edebi bir anlatım biçimi olarak yorumlamışlardır. Arapça’da sıfat fiil olarak edilgen kalıp gerektiği yerde etken kalıp kullanmak bir söz sanatıdır. Bu ayette de su, etken konumuna yükseltilerek insanın yaratılışına kaynaklık eden ersuyunun önemine vurgu yapılmıştır. Dilimizdeki, “kaçan fırsat”, “saklanan sır”, “yetişen yardım” gibi ifadeler buna örnek gösterilebilir. Fakat bugünün teknolojik imkanlarıyla meni sıvısına mikroskop altında bakıldığında, “atan su” ifadesinin spermlerin meni sıvısı içindeki canlılığını ve sıçramalı hareketlerini çağrıştırdığı görülmektedir.
6- SPERMLERİN KÖKENİ
Embriyonik süreçte insan vücudunda beliren ilk üreme hücreleri, PGC (Primordial Germ Cells) olarak adlandırılan hücrelerdir. Ergenlikle birlikte üretilecek olan sperm ve yumurta hücrelerinin kökenini oluşturan PGC’ler ilk olarak yolk kesesi içerisinde belirmeye başlar. Bu kese embriyonik gelişmenin 2. haftasından itibaren embriyonun dışında ortaya çıkıp 12. haftadadan sonra kaybolan ve embriyonun kan hücrelerinin oluşumunda rol alan bir kesedir. Hamileliğin 5. haftasından itibaren PGC hücreleri yolk kesesinden ayrılıp amipsi hareketlerle mezenter üzerinden embriyoya doğru yol alarak, “Gonadal Ridge - Genital Kabartı” denilen ilk genital organ oluşumunda toplanır. Bu aşamada PGC hücreleri ve embriyo henüz erkek veya dişi olarak ayrışmaz. Hamileliğin yaklaşık 42. gününden itibaren erkek ve dişi embriyolar farklılaşmaya başlar ve genital kabartı değişerek, testis ve yumurtalıkların gelişmemiş formu olan erkek veya dişi gonadları oluşturur. (9)(10)
|
| Embriyo aşamasında PGC göçü ve cinsiyete göre gonad oluşumu.(9) |
Yukarıdaki şekillerde de görüldüğü üzere ilk üreme hücrelerini (PGC) barındıran ve embriyonun üreme organlarının ilki olan Gonadal Ridge tam da kaburga kemiklerinin omurga ile birleştiği yerde, mezentere bitişik olarak bulunmaktadır. Embriyonun ilerleyen safhalarında Gonadal Ridge içerisinde belirmeye başlayan genital kanallar gelişimini sürdürerek erkeklerde testisleri, kadınlarda ise yumurtalıkları oluşturur. Erkeklerde bu oluşumlar belirli bir olgunluğa eriştikten sonra içlerindeki PGC’ler ile birlikte, bulundukları konum olan omurga ile kaburga kemiklerinin birleştiği yerden çıkarak dış genital organlara inerler. Testislerin inme süreci hamileliğin 2. ayında başlayarak doğuma kadar devam eder. Ergenliğe kadar olan süreyi testis içerisinde uykuda geçiren PGC’ler ergenlikle birlikte kademeli olarak spermleri oluşturmaya başlarlar. Bu veriler, daha sonrasında spermlere dönüşecek olan PGC’lerin iç üreme organları (testisler) ile birlikte hareketinin, Tarık suresinin 5-7 ayetleriyle tam bir uyum içinde olduğunu göstermek adına oldukça dikkat çekicidir.
“Öyleyse insan neden yaratıldığına bir baksın! Atılan bir sudan yaratıldı. (O su) Omurga ile kaburga kemikleri arasından (ayrıldığı yerden) çıkar.” 7 Tarık suresi 7. ayette geçen “بَيْنِ” kelimesi “arasından” anlamına geldiği gibi “ayrılık yeri” anlamına da gelmektedir. Aynı kelime (18/Kehf 61) ayetinde de geçmektedir ve "فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا / İki denizin birleştiği yere vardıklarında” ifadesindeki "بَيْنِهِمَا /araları" kelimesi Râgıb el-İsfehânî'ye göre “ayrılık yeri” manasındadır.
7- MENİ SIVISININ KÖKENİ
Tıp alanında kaydedilen gelişmelerle birlikte yeni tedavi yöntemlerinin uygulanmaya başlanması yeni fenomenleri ortaya çıkarmaktadır. Bu fenomenlerden birisi de özellikle lösemi tedavisinde uygulanmakta olan kemik iliği nakli sonrasında gözlemlenen kimerizm vakalarıdır. Tek bir bireyin birden fazla DNA profili taşıması anlamına gelen kimerizmin örneklerinden biri Amerika’da bir kadının tecavüze maruz kalması sonucu gözlemlendi.(11) Mağdur kadın polise başvurunca, kadından alınan meni sıvısı örnekleri polisteki DNA kayıtlarıyla karşılaştırıldı. Yapılan eşleştirmede saldırgan olarak, başka bir suçtan hapis yatmakta olan birisi tesbit edilmişti. Hapisteki bir kişinin bir tecavüz suçunun faili olamayacağı gerçeğini göz önünde bulunduran polis, yaptığı daha ayrıntılı incelemede asıl failin hapiste bulunan kişi değil, onun erkek kardeşi olduğunu ortaya çıkardı. Zira tecavüz suçunu işleyen kardeş genç yaşta iken kanser tedavisi görmüş ve abisinin kemik iliği kardeşe nakledilmişti. Aradan geçen yıllar sonunda hastanın meni sıvısı değişime uğrayarak donörün DNA’sını taşımaya başlamıştı. Benzer bir tecrübeyi lösemi tedavisi amacıyla ilik nakli yaptıran Chris Long yaşamıştı. Tedaviden 4 yıl sonra yapılan DNA testinde büyük çoğunluğu beyaz kan hücrelerinden oluşan meni sıvısının tamamının donörünkü ile değiştiği görülmüştü. Daha önce vazektomi yöntemiyle kendisini kısırlaştırdığı için Chris Long’un meni sıvısında hiç sperm bulunmamaktaydı.(12)
Kemik iliği nakli çeşitli hastalıklar için birbirine benzeyen yöntemlerle uygulanmaktadır. Bu yazıda değinilen kimerizm vakalarına yol açan tedavi yönteminde, lösemi teşhisi konulan hastaya önce kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanarak kanserli kan hücrelerinin yok olması sağlanır. Daha sonra sağlıklı bir bireyin kemik iliği bir enjektör yardımıyla alınarak içindeki kök hücreler ayrıştırılır ve hastaya kan yoluyla verilir. Tedavi sonucu farklı hücre tiplerine dönüşebilen kök hücrelerin zamanla kan hücrelerine dönüşmesi ve hastaların sağlıklarına kavuşması beklenir.(13) Bu kök hücrelerin hasat edildiği temel kaynak kırmızı kemik iliği hücreleridir. Aşağıdaki şekilde görüldüğü üzere, bebeklikte hemen hemen bütün kemiklerde görülen kırmızı ilik hücreleri 25 yaşına gelinceye kadar merkezi iskelete doğru çekilmeye devam eder. 25 yaşını geçen yetişkin bireylerde ise kalça kemikleri, omurga, göğüs kemiği, kaburgalar, kürek kemikleri ve kafatası haricinde kalan kemiklerde nadir olarak görülmeye başlar.(14)
|
| Kırmızı ilik hücreleri barındıran kemikler.(14) |
Günümüzde kök hücre yöntemi bir çok hastalığın tedavisinde uygulanmakla birlikte hala çok sayıda bilinmeyeni barındırmaktadır. Cinsel fonksiyonları sağlıklı olan, lösemi veya anemi gibi hastalıklar nedeniyle kemik iliği nakli yapılan bazı hastaların, spermlerinin değil ama meni sıvılarının DNA’larının tamamiyle değişime uğraması bu sıvının oluşumuna kemik iliğinin ve kök hücrelerin kaynaklık ettiği konusunda çok kuvvetli bir veri sunmaktadır.
Verilen bilgiler Tarık suresinin 5-7 ayetleriyle birlikte değerlendirildiğinde birçok paralellik göze çarpmaktadır. Öncelikli olarak ayette belirtilen şekliyle, atılan suyun kemiklerin arasından çıkıyor olması, kemik iliği nakli yaşayan erkeklerin meni sıvılarının donörün DNA’sını taşımaya başlamasıyla uyumludur. Ayetteki, “omurga ve kaburga kemikleri” ifadesi ise yetişkinlerde kırmızı ilik hücrelerini barındıran kemiklerin bir özeti gibidir. “Arasından” ifadesiyle de kemiklerin içlerinde bulunan iliklere işaret edilmektedir. 8 Bu ayetteki kullanıma benzer şekilde Kuran’ın bir başka bilimsel mucizesi olan ve sütün davarların karnında oluşumuna değinen (16/Nahl 128) ayetindeki “مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ / Fışkıyla kan arasından” ifadesinde geçen “مِنْ بَيْنِ / aralarından” kelimeleri ise “fışkı ve kandan süzülen” manasındadır.
8- KULLANILMAYAN MENİNİN GERİ DÖNÜŞÜMÜ
Bir sperm hücresinin ömrü testislerde bulunan seminifer tüplerde üretilmeye başlamasından itibaren yaklaşık 74 gündür. Sağlıklı bir erkek saniyede 3500 adet sperm üretebilir. Bu hücreler üretildikten sonra kademeli olarak olgunlaşarak testislerin üst kısmında bulunan epididimise aktarılır. Spermler olgunlaşma süreçlerini tamamlamak ve gerektiğinde her an dölleme yapabilmek için buradaki tüpsü yapılarda bekletilir. Sperm hücreleri doğal ömürleri içerisinde kullanılmazlarsa, parçalanarak epididimisi kaplayan tabaka tarafından emilirler ve lenf sistemi ve kan dolaşımı yoluyla geri dönüştürülerek vücudun çeşitli ihtiyaçları için tekrar kullanıma sokulurlar. Benzer bir süreç meninin çoğunluğunu oluşturan prostat sıvısı ve seminal salgılar gibi diğer sıvılar için de geçerlidir.(15)
8. ayette, “Şübhesiz ki O (Allah), onu geri döndürmeğe gücü yetendir,” denilmektedir. Kemik iliği nakli sonrasında kan dolaşımı üzerinden meni sıvısının DNA yapısının değişimi göz önünde bulundurulursa, aynı sıvının gerektiği durumlarda geri dönüştürülerek tekrar kana aktarılması ayetin manasıyla uyumludur. Benzer şekilde, saniyede binlerce adet üretilen sperm hücrelerinin yapı taşlarının ve enerji kaynaklarının kan dolaşımı yoluyla testislere aktarıldığı düşünülürse, kullanılmayan spermlerin parçalanılarak kan dolaşımına aktarılmasının ve besin veya yapı taşı olarak tekrar vücada kazandırılmasının ayetin mana katmanları içinde yer aldığı söylenilebilir.
İslam alimleri Kuran’ın tabiattan getirdiği bazı tevhid delillerini, içlerinde bulundukları çağın genel kabul görmüş doğrularıyla bağdaştıramadıkları durumlarda ayetleri anlaşılır kılmak için mecaz manalara yönelmişlerdir. Bu şekilde verdikleri manalar yanlış olmamakla birlikte bazen yaşadıkları devirlerin anlayışıyla sınırlı yorumlar olarak kalmıştır. Cemil Meriç'in, “Her tarif bir tahriftir,” sözüyle ifade ettiği gibi, ayetlerin literal manalarındaki kapalılığı gidermek adına yapılan açıklamalar başka mana katmanlarının üzerinin örtülmesine sebep olabilmektedir. Oysa yeni bilimsel gelişmelerle birlikte okunduğunda bu ayetlerden bir kısmının literal manalarının da doğru olduğu anlaşılmaktadır. Bunlar da Kuran’ın mucizevi bir üslupla bütün çağlara mesajını vermesinin eşsiz örneklerini oluşturmaktadır. Allah’ın ilmi belirli asırlarda yaşamış tefsir ve fen bilimleri bilginlerinin anlayışları ile sınırlı değildir. O’nun kelamı olan Kuran da kıyamete kadar imkan dahilinde bulunan bilimsel yeni açıklamaları kapsayabilir. Benzer bir çok Kuran ayetinde olduğu gibi bu yazıda konu edilen ayetler de kulluğun gereği olarak Kuran’ı kendisine hitap ediyor gibi okuyan herkese hem tecrübeye hem vahye güvenerek kainatı okuması gerektiği konusunda çok şey söylemektedir.
1 Râgıb el-İsfehânî'nin (ö:1108) el-Müfredât fî Garîbi'l Kur'ân isimli eserinde belirttiğine göre tark fiili diğer manaların yanında döllemek manasına da gelir. Darb/Vurmak anlamı nokta-i nazarından şöyle denir: طَرَقَ الْفَحْلُ النَّاقَةَ : Damızlık, dişi deveyi dölledi/onunla çiftleşti; أَطْرَقْتُهَا Ben onu çektirdim/üzerine damızlık saldım; اِسْتَطْرَقْتُ فُلاَنًا فَحْلاً : Falan kişiden develerimi çektirmek/döllendirmek için bir damızlık istedim.
2 Râgıb el-İsfehânî'ye göre her şeyin semâsı, onun yukarı tarafıdır. Şair bir atın niteliği konusunda şöyle der: وَأَحْمَرَ كَالدِّيبَاجِ أَمَّا سَمَاؤُهُ *** فَرَيًّا وَأَمَّا أَرْضُهُ فَمَحُولُ /İpek gibi kırmızıdır; üst tarafı parlak, alt tarafı ise, tozludur. Bazıları şöyle demiştir: Her semâ altındakilere göre semâ, üstekilerine göre de arzdır. Bitkilere de سَمَاء denmesi, ya semâ denilen yağmurdan oluştuğundan veya yer yüzeyinden daha yüksek bir seviyede olduğundan dolayıdır.
3 Râgıb el-İsfehânî'ye göre târık/طَارِق : Yolda yürüyen anlamındadır, fakat örfte “gece gelen” anlamına tahsis edilmiştir. طَرَقَ أَهْلَهُ طُرُوقًا /Geceleyin aniden ailesine geldi, denir. Sadece gece göründüğü için yıldıza طَارِق denir. Fahreddin er-Râzi’ye (ö:1210) göre Târık ister yıldız ister başka bir şey olsun, geceleyin gelip seni bulan her şeye denir.
4 Elmalılı Hamdi Yazır’ın (ö:1942) “Hak Dini Kuran Dili” tefsirinde belirttiğine göre “târık” kelimesi "tark" kökünden ism-i fâildir. Tark, bir ses işitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmaktır. Bu asıl mânâsından genişletilerek bunun gerektirdiği birçok mânâda kullanılmıştır. "Çekiç" ve "çomak" mânâsına "mıtraka" bu köktendir. Yol mânâsına gelen "tarîk" da bundan türetilmiştir. Zira yolcular ona ayak vururlar. Buna göre "târık", esasen "tokmak vurur gibi şiddetle vuran" demek olduğu halde sonra ayak vurmak, yol tepmek mânâsıyla lügat örfünde yola giden yolcuya isim olmuş ve bu mânâda yaygın şekilde kullanılarak hakikat olmuştur. Sonra "gece gelen" mânâsında özelleşmiştir ki geceleyin gelip kapı çalan veya gönül hoplatan ziyaretçi mânâsını ifade eder. Mastarı "tark" ve "turuk"tur. Sonra bu mânâdan genişletilerek her ne olursa olsun geceleyin ortaya çıkıp göze, gönüle çarpan her şeye, hatta hayalî görüntülere dahi târık denilmiştir. Bir de târık, özellikle sabaha karşı doğan sabah yıldızına da denir.
Fahreddin er-Râzi’ye (ö:1210) göre Târık ister yıldız ister başka bir şey olsun, geceleyin gelip seni bulan her şeye denir.
5 Râgıb el-İsfehânî'ye göre, “necm” kelimesi doğan yıldız manasında olduğu gibi buna benzetilerek bitkilerin, fikirlerin ve hayvanlarda boynuzun ortaya çıkışı da aynı kelime ile ifade edilir.
Rahman suresi 6. ayette geçen, “Bitkiler ve ağaçlar secde etmektedirler” ifadesinde necm gövdesi olmayan ve yerde yayılan bitkiler manasında kullanılmıştır.
6 FERRÂ, Yahyâ b. Ziyâd (ö:823) şöyle der: Bu ifade, "diğer yıldızların üzerine çıkan, hepsinin üstüne yükselen yıldız" manasınadır. Çünkü Araplar, gökyüzünün çok yücelerine çıkan bir kuşa, "Göğü delip gidiyor" manasında, “Kad sekabet-tairu” derler.
7 Tarık suresi 7. ayette geçen “بَيْنِ” kelimesi “arasından” anlamına geldiği gibi “ayrılık yeri” anlamına da gelmektedir. Aynı kelime (18/Kehf 61) ayetinde de geçmektedir ve "فَلَمَّا بَلَغَا مَجْمَعَ بَيْنِهِمَا / İki denizin birleştiği yere vardıklarında” ifadesindeki "بَيْنِهِمَا /araları" kelimesi Râgıb el-İsfehânî'ye göre “ayrılık yeri” manasındadır.
8 Bu ayetteki kullanıma benzer şekilde Kuran’ın bir başka bilimsel mucizesi olan ve sütün davarların karnında oluşumuna değinen (16/Nahl 128) ayetindeki “مِنْ بَيْنِ فَرْثٍ وَدَمٍ / Fışkıyla kan arasından” ifadesinde geçen “مِنْ بَيْنِ / aralarından” kelimeleri ise “fışkı ve kandan süzülen” manasındadır.
KAYNAKÇA:
[2] Conception Explained. Now Trending. YouTube. 2022 Apr 1. Available from: https://www.youtube.com/watch?v=v1MKFLUwTXE.
[3] "How Long Does It Take for a Sperm to Fertilize an Egg in Detail?" Nova IVF Fertility, www.novaivffertility.com/fertility-help/how-long-does-it-take-for-a-sperm-to-fertilize-an-egg. Accessed 26 Oct. 2023.
[4] Sperm switch swimming patterns to locate egg. Cornell University. YouTube. 2021 Oct 27. Available from: https://www.youtube.com/watch?v=Hw2SE_FkTaE
[5] Detailed Animation On Fertilization. Medical Animations. YouTube. 2014 Feb 11. Available from: https://www.youtube.com/watch?v=7G2rL5Cutd4
[6] Nettleton PH. Brave Sperm and Demure Eggs: Fallopian Gender Politics on YouTube. Feminist Formations. 2015;27(1):24-45. doi:10.1353/ff.2015.0003
[7] Al-Ghaili H. Watch the moment the egg is fertilized. YouTube. 2022 Feb 28. Available from: https://www.youtube.com/watch?v=y-vfTQQZ5W0
[8] Duncan, Francesca E., et al. "The Zinc Spark Is an Inorganic Signature of Human Egg Activation." Nature News, Nature Publishing Group, 26 Apr. 2016, www.nature.com/articles/srep24737.
[9] Jones EE. Title of the Chapter. In: Medical Physiology: A Cellular and Molecular Approach, Updated 2nd Ed. DoctorLib. 2017. Retrieved from: https://doctorlib.info/physiology/medical-physiology-molecular/54.html
[10] Nur IH. Genital Sistem Embryolojisi. Slideshare. 2015 Mar 23. Available from: https://www.slideshare.net/HakkiNUR/genital-sistem-embryolojisi-hakki
[11] Schlueter R. Getting a bone marrow transplant could give you new DNA, too. Belleville News-Democrat. 2018 Jan 16. Available from: https://www.bnd.com/living/liv-columns-blogs/answer-man/article194874849.html
[12] Murphy, Heather. "The Case of a Man with Two Sets of DNA Raises More Questions." The New York Times, The New York Times, 12 Dec. 2019, www.nytimes.com/2019/12/12/science/chimera-bone-marrow-dna-semen.html.
[13] Mayo Clinic Staff. Bone marrow transplant. 2022 Jul 20. Available from: https://www.mayoclinic.org/tests-procedures/bone-marrow-transplant/about/pac-20384854
[14] Betts JG, Young KA, Wise JA, Johnson E, Poe B, Kruse DH, Korol O, Johnson JE, Womble M, DeSaix P. Anatomy and Physiology. OpenStax. 2013. Available from: https://openstax.org/books/anatomy-and-physiology/pages/6-1-the-functions-of-the-skeletal-system
[15] "Sperm Production." Medical News Today, 9 Oct. 2018, www.medicalnewstoday.com/articles/325906#sperm-production.

Kur'ân-ı Kerîm'in muhtelif bağlamlarla anlaşılması gerektiğinin güzel bir örneği olmuş yazınız. Özellikle de ulûm-u dîniyye ve funûn-u cedîdenin, (dîni ilimler ve pozitif bilimlerin) birleştirilmesi gerektiğini ortaya seriyor. Kur'ân'ın binler beliğ ifadelerinin cennetinden bu çiçek için teşekkür ederiz.
YanıtlaSilBir biyolog olarak yazınıza hayran kaldım. Ellerinize sağlık çok güzel olmuş.
YanıtlaSilEmeğinize yüreğinize sağlık. Çok güzeldi. Okurken çok lezzet aldım. Çalışmalarınızın devamını diliyorum.
YanıtlaSilHer tarif bir tahriftir sözü Cemil Mericin bir sözü. Üstad sanki tarifi, tarif ederken biraz tahrif yapmış. Ufuk açıcı bir makale.
YanıtlaSilKeşke Dünya'da sadece "Arapça" dili olsaydı ve keşke hepimiz Arap olsaydık. Nasıl olsa 1 kelime 1 milyon anlama geliyor ve herkes o anlamı çözmek için kafayı yerdi ve yok yok öyle değil o ayette şu anlama geliyor, yok bu anlama geliyor diye herkes bir yerden yardırırdı. "Darabe" kelimesinden bahsedince aklıma Nisa 34. ayeti ve apaçık söylenen şeyi "yok canııım öyle demiyor orada, şöyle diyor aslında" şeklinde savunanlar aklıma geldi.
YanıtlaSilKuran'ı anlamaya gayret etmek, anlamamaya gayret etmekten daha kolaydır. Tercih meselesi.
SilTamam işte, dediğim gibi "anlamaya çalışıyorum" benim de amacım bu. Arap olmadığın ve anadilin Arapça olmadığı sürece bu çok zor değil mi ? (normal, halktan bir insan düşünün) Mesela Nisa 34. te apaçık ".....karınızı dövün" denmesine rağmen canhıraş bir şekilde "yok öyle diil şöyle böyle" diye savunmak anladığım mı yoksa anlamadığım anlamına mı geliyor ? Ya da bir ayetten/kelimeden onlarca anlam çıkıyorsa o zaman herkesin dini kendine gibi olmuyor mu ? Nerde kaldı "tek anlam ve tek mesaj? " Tercih olarak sanki sizin dediğiniz cümledeki "B şıkkı" gibi görünüyor :) Not : Aşağıdaki yorumun sahibi de benim ve hakiki mümin, itikadımı/müslümanlığımı sorgulayan (var etrafımda böyle embesiller) birileri çıkar diye tekrar belirteyim; Kur'anı gayet akıcı okuyan, bir çoğunu ezbere bilen, hatmetmiş, Türkçe'sini okuyan müslümanım ve bir sürü örnek ayet veririm de neyse :)
SilAyrıca yazdığınıza da katılmıyorum. Bence Kur'anı anlamaya gayret etmek zordur. Okursun, sorgularsın, araştırırsın, öğrenirsin, karşılaştırırsın vs. Mesela yukarıdaki yazınızda siz "zor olanı yapmışsınız" Kolay olan anlamamaya gayret etmektir. Çünkü bu "inkar, red ve işine gelmemek" sınıfına girer.
SilKuran-ı Kerim'in ayetlerinin tek anlam veya tek mesaj içerdiğini söylemek genel kabulün zıddına bir görüş olur. Her seviyede insanın anlayabileceği açıklıkta mesajlarla birlikte, kafa yorarak, entellektüel çaba gösterilerek ulaşılabilecek derin manalar da vardır. Yoksa nasıl bütün çağlara hitap edebilirdi. Vaktiniz varsa bu blogdaki Din ve Bilim makalesini okumanızı rica ederim. Saygılar
SilHocam hazır eliniz değmişken aynı şekilde Lokman 19'u da şöyle uzunca bir anlatsanız diyorum. Zira orada apaçık "eşeğin sesi kötüdür" diyor ayet. Bunu anlayamıyorum ve merak ediyorum. Dünyada binlerce tür hayvan var ( daha keşfedilmeyenler bile var ) ama nedense her derdimizi çeken o kadar faydalı bir hayvanın sesi, seslerin en kötüsü kabul ediliyor. Üstelik yavrusu da kendisi de o kadar şirin tatlı bir hayvan iken niye bu muameleye tabii oluyor ? Not : Çocukluğu ve gençliği eşek/katır/at üstünde geçen ve müslüman birisiyim. Şimdi abuk subuk birisi çıkıp beni başka şeylerle damgalar diye belirteyim istedim.
YanıtlaSil“Böyle bir hakikati emek vererek ortaya çıkarmak herhâlde büyük bir özveri ve zaman harcayarak olur. Hak ettiği ilgiyi mahşerî vicdanlarda görmesi temennisi ve duasıyla… Tebrik ederim.”
YanıtlaSil