İÇERİK HAKKINDA

    
        
İslam alimleri Hazreti Peygamber (s.a.v.)’in Allah’tan aldığı vahyi “tilavet edilen vahiy” ve “tilavet edilmeyen vahiy” olmak üzere ikiye ayırırlar. Bunlardan birincisi hem lafız hem manasıyla Allah’a ait olan ve başta namaz esnasında olmak üzere ibadet kastıyla okunan Kuran-ı Kerim’dir. İslam’ın en temel bilgi kaynağı olan bu yüce kitap, Allah’ın peygamberinin de en büyük mucizesidir. Kuran’dan farklı olan ve tilavet edilmeyen vahiy ise Allah tarafından elçisine iletilen bilgi ve hikmet içerikli yönlendirmelerden oluşan bir nevi ilhamlardır. Hazreti Peygamber (s.a.v.)’in sözlerine ve yaşantısına yansıyan bu ilahi yönlendirmeler bizim için kıyamete kadar baş vurulacak ve ayak uydurulacak örnek bir hayata şekil vermiştir.

        Kaynağını alemlerin yaratıcısından alan vahyin elbette yaratılmışlarla tam bir uyum içerisinde olması beklenir. Varoluş gayemize uygun bir nazarla varlığa bakıldığında bu uyum gözlerden kaçmayacaktır. En başta dikkatimizi çeken unsur, İslam dininin emir ve öğretilerinin insanın fıtratıyla, kabiliyetleriyle, bireysel ve sosyal ihtiyaçlarıyla sağladığı muhteşem uyum olacaktır. Bu özelliği ile İslam her bir inanan için yaşanılacak bir hayat, ulaşılacak bir hedef, sığınılacak bir kale olmuştur. Bin dört yüz yılı aşkın bir sürenin ardından da en hızlı büyüyen din olma ayrıcalığını devam ettirmektedir. 

        Bir diğer çarpıcı unsur ise vahiyle gelen bilginin çeşitli bilim dallarında tecrübe ederek ulaştığımız bilgilerle tam bir mutabakat halinde olmasıdır. Fakat bu mutabakat kuru bilgiden çok ibreti, menfaatten ziyade fazileti, dünyadan önce ahireti kazandırmak amacıyla insanın gözleri önüne serilmiştir. İnsandan, akıl ve tecrübesiyle vahyin hakkaniyetini idrak etmesi ve o vahye göre hayatını şekillendirerek fıtratını muhafaza etmesi beklenmektedir. 

        Bilim ve vahiy başlığı altında ele alınan bu çalışmada, yukarıda değinilen uyumun en yeni örnekleri okuyucuya sunulmak istenmiştir. İlginçtir ki bu hayret verici örnekler aynı zamanda bilimsellik adına en çok eleştirilmiş olan hadis ve ayetlerdir. Bu çerçevede biyoloji biliminin verileri doğrultusunda Tarık suresinin ilk sekiz ayeti incelenmiş, embriyolojide ulaşılan yeni bilgiler ile Sahih-i Müslim’de yer alan bir hadis-i şerif arasındaki tam mutabakat gösterilmiş, tarihi ve coğrafi bilgilerden yola çıkarak Kehf suresindeki Zülkarneyn kıssası yeniden yorumlanmıştır. Son olarak da ilahi vahiy ve tecrübeye dayanan bilim kaynaklı bilgileri bir arada değerlendirirken nasıl bir yaklaşım sergilenmesi gerektiği hakkında bir yazı kaleme alınmıştır.

        Allah’ın kelamını anlama gayretindeki bir Müslümanın her türlü kesin iddiadan kaçınması onun imanının gereğidir. Bu çalışmada dile getirilen görüşler de apaçık delillere dayanmakla birlikte böyle bir gayretin iddiasız örneğidir.

Yorumlar

  1. İslam dininin ne kadar güçlü temelleri olduğunun kanıtlarını sunan çok güzel bir yazi olmuş. Elinize emeğinize sağlık

    YanıtlaSil
  2. Harika bir yazı olmuş.

    YanıtlaSil
  3. Sadece 4 makale ile sınırlı kalacakmış hissi veriyor bu on yazı. Umarım devamı gelir ve bu on yazı uzar gider.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ERKEK ÜREME SİSTEMİ VE TARIK SURESİ

ZÜLKARNEYN VE İÇİNDE GÜNEŞ BATAN GÖZE

EMBRiYODA CiNSiYET OLUŞUMU

DİN VE BİLİM